Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasındaki en önemli mihenk taşı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış günü olan 23 Nisan’ı çocuklarımıza bayram olarak armağan etmesinin 106’ncı yıl dönümünde, onlara karşı sorumluluklarımızı gereği gibi yerine getirip getiremediğimizin sorguladık. Maalesef sevinçlerimize acı ve gözyaşı karıştı.
Ne yazıktır ki Kurtuluş Savaşı'ndaki şehitlerimizin çocuklarına, öksüz ve yetimlere sahip çıkma, onları onurlandırma amacıyla ilan olunan bugün de maalesef çocuklarımızı koruyamaz hale geldik.
Okullarımızdaki bilimsellikten uzak eğitim sistemi sorunu, güvenlik sorunu, hijyen sorunu ve açlık sorunu halen devam ediyor. Çocuklarımızı kendi ideolojilerine alet etmenin derdine düşen bakanlık, diğer sorunları ya görmezden geliyor ya da görüyormuş, gibi yapıp bildiğini okumaya devam ediyor. Toplum tarafından “beşli şirketler” olarak bilinen şirketlerin vergilerini affeden hükümet, okullardaki sorunların çözümüne ödenek bulamıyor. Okullarda bir öğün yemek vermek bu kadar mı zor bu ülkede?
Okulda olması gerekirken, eğitimlerini bırakıp çalışmak zorunda kalan öğrencilerin akıbetini hiç mi hiç sorgulamıyoruz? Staj yaparken hayatlarını kaybeden çocuklara ne demeli? Yılda ortalama 180.000 çocuk suça karışıyor. 2025 yılında 330.496 çocuk hakkında soruşturma açılması, bunlardan 4.054 tanesinin cinayetle ilgili olması, suça karışanların %52,9’unun uyuşturucu kullanıyor olması bize eğitimde nerede olduğumuzu anlatmıyor mu? Suça karışan okul çağındaki çocukların geleceği de kararıyor. Dindar nesil yetiştirmek hevesiyle avunan iktidar sahipleri, çocuklarımızın ellerine silahlar alarak arkadaşlarını ve öğretmenlerini öldürecek hale dönüşmelerinden rahatsız olmuyorlar mı?
Okulları sadece derslikten ibaret gören eğitim mantığının sonucudur bu yaşadıklarımız. Çocuklarımızın ruhsal gelişiminde çok önemli olan kültür ve sanattan gittikçe uzaklaştık. Derslerde anlatılan birçok şeyi unutabiliriz ama sahnede sergilediğimiz bir tiyatro eserini, müzik gösterisini, spor müsabakasını, resim sergisini, bir şiir yarışmasını asla unutmayız. Anlayacağınız okullarımızdaki kültür ve sanat faaliyetleri çocuklarımızın özgüvenlerinin gelişmesini sağlar. Hangimiz okullarda katıldığımız böylesi faaliyetleri unutabiliyoruz?
Ülkenin yönetiminde liyakatin ne denli önemli olduğunu söyleyip durduk ama sözümüzü kimseye dinletemedik. Okullarımızdaki “Kara tahta”nın tozunu bir gün bile yutmamış insanları bu ülkeye milli eğitim bakanı yaptık. “Eski Türkiye”de işi bilen müsteşarlar vardı, onları da kaldırdık. Okul yöneticilerini yandaş sendikalar atar hale geldi.
Öğretmenine sahip çıkmayan bir bakanlığın öğrencilere sahip çıkmasını beklemek, olmayacak duaya âmin demek, gibi bir şey.
Çok geç olmadan, çocuklarımızın geleceğini karartarak aslında ülkemizin de geleceğini kararttığımızı anlayalım artık!..
Geleceğimize Sahip Çıkalım
Bu makale 58 kere okunmuş.26 Nisan 2026, Pazar - 22:23




