İngiltere Kralı III Charles’in küçük kardeşi Prens Andrew’in ayrıldığı eşi York Düşesi Prenses Sarah FERGUSON’un 2008 yılında SHÇEK Ankara Saray Çocuk Bakım ve Zihinsel Engelliler Rehabilitasyon Merkezi’nde yaptığı gizli çekimler dünya basınına servis edilmiş, bunun sonucu büyük bir skandal patlamıştı. Çocuk cinsel istirmarcısı Jeffrey EPSTEIN ile yakın dost olan Ferguson kızları Beatrice ve Eugenie’yi bu sapığın malikanesine götürmüş ve yıllarca parasal desteğinden yararlanmıştı.
Pedofili sapık Jeffrey EPSTEIN ile yakın dostluğu ve sapık ilişkileri nedeniyle Prens Andrew’in de 2025 yılında bütün ünvanları geri alınmış, kraliyet ailesinden kovulmuştu.
TC Adalet Bakanlığı 13 Ocak 2012’de çocukların mahremiyetini ihlal ettiği gerekçesiyle prenses için yakalama emri çıkardı. TC aleyhine bir karalama kampanyası yaptığı iddia edilerek 5 Mayıs 2012’de Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın yönelttiği suçlamalarla ilgili davanın ilk duruşmasına başlandı. Bu suçun cezası 12 yıl hapisti. Türkiye ile İngiltere arasında suçluların iade edilmesi anlaşması olduğu halde İngiliz Yargısı bunu kabul etmedi ve dosya kapandı.
Aslında SHÇEK yurt ve bakım merkezlerinde koruma altına alınmış “Devletin Çocukları” dediğimiz çocuklarımızın maruz kaldığı insanlık dışı davranışları Zihinsel Özürlüler Federasyonumuzun yayın organı DÜŞÜNSEL Dergisinde biz de yazıyor, toplantılarda dile getiriyor, düzeltilmesini ve gerekli önlemler alınmasını istiyorduk.
Sadece biz değil Balıkesir Milletvekili Turhan ÇÖMEZ’de yaptığı araştırma ve çalışmalar sonucunda bu çocuklarımızın fuhuşa sürüklendiğini belgelemiş, hatta AKP’li Gürsoy EROL ve CHP’li Özlem ÇERÇİOĞLU haber vermeden gittikleri Saray Rehabilitasyon Merkezi’ndeki ihmal ve kusurları TBMM’de açıklamışlardı.
26-28 Nisan 2005 tarihlerinde toplanan 2. Engelliler Şurası’nda 28 Eyül günü yaptığım konuşmada ise bizzat Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU’nun TBMM’de yaptığı açıklamada son 5 yılda SHÇEK yurtlarında çocuklarımıza yönelik cinsel taciz ve tecavüzlerle ilgili 478 davanın devam ettiğini söylediğini hatırlatmıştım.
Bu arada çok çirkin bir olayla bütün ülkemiz sarsıldı. 10 Temmuz 2009 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin manşetten verdiği haberde; TC Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığım sırada bağlı olduğumuz koalisyon hükümetinin MHP’li devlet bakanı Prof. Dr. Şuayip ÜŞENMEZ’in kendisine danışman ve kurumumuza ajan olarak olarak atadığı Gazi Üniversitesi’nden meslektaşı Prof. Dr. T.K. Maltepe’de bulunan SHÇEK Behice Eren Kız Yurdundan 13-15 yaşındaki 2 kız çocuğunu akşamları yurttan alarak özel ofisine götürüp çirkin davranışlarda bulunduğu ortaya çıkınca bütün yurtta korkunç bir infial yaratmıştı. 30 yılla yargılanan bu kişi 5 yıl 10 ay mahkumiyeti sonrası günahlarıyla vefat etti.
Devletin koruması altındaki çocuklarımıza yönelik bu çirkin davranışlar bu anlattıklarımızla sınırlı kalmadı, çocuklarımız yurtdışına da kaçırıldı. Fatih ALTAYLI’nın “ her ay 1000 – 2000 çocuk kayboluyor, kaçırılıyor, öldürülüyor, yurtdışına götürülüyor, son 8 yılda 100 bin dolayında çocuğumuz kayboldu “ iddiası büyük bir tartışma yarattı ve herkesi dehşete düşürdü. Bu doğru mudur, bu iddia ne derece gerçektir, bunun açıklanması gerekiyor., Devlet, İçişleri, Adalet, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlıkları’yla ve TÜİK’iyle, niçin sessiz ?
Kaybolan çocuklarımız konusunda Antalya’nın ilk sırada olduğu, sonra Diyarbakır, Gaziantep ve İstanbul’un geldiği söyleniyor. Korkutucu bu iddialar aydınlatılmalı, gerçek ortaya çıkarılmalı ve gereken önlemler ivedilikle alınmalıdır.
Özellikle 1999 ve 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra bu konu gazete ve kitaplarda çok anlatıldı. Anımsayacaksınız, ABD Başkanı Clinton 1999 Marmara Depremi sonrası bölgede kucağında bir bebeğin yanağını okşarken çekilen resim çocukları ne kadar çok sevdiğini gösteren bir imaj veriyordu. Oysa cezaevinde iken intihar eden sapık milyarder Epstein’in özel pilotu Nadya MARÇİNKO duruşmalar sırasında 1999 depreminden sonra Türkiye’den çok çocuk kaçırdıklarını itiraf etmişti. (Sabah ve Hürriyet) 2023 depreminden sonra ise İskenderun’a yanaşan ABD gemileriyle bazı depremzede çocukların kaçırıldığı da dile getiriliyordu.
Bu olaylar bunlarla sınırlı kalmadı. Ankara BB Başkanı olmadan önce SHÇEK Genel Müdürü olan İ. Melih GÖKÇEK zamanında yurtlarda koruma altındaki çocuklardan 29’unun kaçırılarak Fransa ve ABD’ye satıldığı söylentileri yayılıyordu. 1989-90 yıllarında yaşandığı iddia edilen bu olay Murat AĞIREL’in PARSEL PARSEL adlı kitabında da yer alıyordu.
BU BİR 23 NİSAN YAZISI OLMADI
İki yıldır geleceğimiz olan çocuklarımızla ilgili sevinç ve mutluluk saçan bir bayram yazısı yazamamanın üzüntüsünü yaşıyorum. Geçen yıl tam 23 Nisan’da Amasra’da 3.2 ve İstanbul’da 6.2 büyüklüğünde iki deprem meydana gelmişti. 10 Mayıs’ta başlayacak Engelliler Haftası içinde Kamuda Çalışan Engelliler Derneğiyle DEPREM VE ENGELLİLER PANELİ yapacaktık. Projesini hazırladığım bu panelde deprem zararlarını en aza indirmek amacıyla eğitime önem verilmesi ve özellikle bu eğitimin çocuklarımızla başlatılması düşüncesi ağırlıktaydı. Bu yüzden 23 Nisan’la ilgili yazım deprem ve çocuklarımızı konu alıyordu.
Bu yılda böyle oldu. 23 Nisan’ın coşku ve sevincini nasıl paylaşacaktım çocuklarımızla ? Kaçırılan, satılan, uyuşturucuya, silaha, fuhuşa alıştırılan, çeteleştirilen çocuklarımızın yarattığı travma ortadayken nasıl kutlayacaktım ? Çocukluğumuzda bayram sevinçleriyle dolu dolu yaşadığımız 23 Nisan’ı, “Kutlu Doğum Haftalarıyla” unutturulmaya çalışılan şölenleri, iptal edilen törenleri anımsarken, pedagojiden bihaber mollalarla okullarımız doldurulurken, aç gittikleri, temizlik yapılamayan, güvenliği sağlanamayan okullarımızda çocuklarımızın bayramını nasıl kutlayacaktım ?
Oysa, çocuklarına önem veren ilk ülke olmakla övünürdük biz., Büyük Önderimiz ATATÜRK sağlamıştı bunu., Yurdu işgalden kurtarmak amacıyla mücadele ettiği, boynunda padişahın idam fermanını taşıdığı günlerde 30 Haziran 1921’de bugünün SHÇEK’i olan “Himaye-i Etfal Cemiyeti”ni kurarak bu konuya engin bir duyarlılık örneği sergilemişti,
Bu duyarlılıkla Kurtuluştan sonra Sabiha, Ülkü, Afet, Nebile, Rukiye, Zehra, Abdürrahim ve Mustafa’yı evlat edinmiş, onları sahiplenmişti. (Tarihçi Yazar, E. Albay Ahmet GÜLER)
OSMANLI’NIN ALMANYA’YA GÖNDERDİĞİ KAYBOLAN YETİM ÇOCUKLARIMIZ
Çünkü biliyordu çocukların korunmaları gerektiğini., Balkan ve Birinci Dünya Savaşlarından sonra yetim kalan çocukların yaşadıklarına tanık olmuş ve bunun acısını çekmişti. 1917 Haziranında 14-16 yaşlarındaki 314 yetim çocuğun Almanya’ya nasıl gönderildiğini biliyordu.
Osmanlı Maarif Nazırı Ahmet Şükrü’nün teklifiyle 25 Kasım 1914’te barınma, bakım ve beslenmeleri amacıyla yetimler yurdu (DAR-ÜL EYTAM) kurulmuştu. Savaşlar nedeniyle sayıları çok artan bu çocuklara Osmanlı bakamaz olmuş, güya meslek edinecekleri gerekçesiyle yapılan bir anlaşmayla Almanya’ya gönderilmişti. Berlin İstasyonunda Alman çocukların şaşkın bakışları önünde trenden inen ve daha sonraki kafilelerle sayıları binleri aşan bu yetim çocuklarımız madenlerde, tarım alanlarında son derece kötü koşullarda çalıştırılmış ve akıbetleri bilinememişti.
Bayram yazısı yazmamıştım ama dün yine Anıtkabir’deydim. Yurdumuzun her yerinden gelen çocuklarımızı getiren araçlar yollara sığmamış, çevre yol ve bulvarlara park etmişti. Yüz binlerce ATATÜRK ÇOCUĞU ATASININ HUZURUNA ÇIKIYOR, BAŞKENT ANKARA YAĞAN YAĞMURLA ADETA AĞLIYORDU…




