USTA'YA VEFA
Sevil Işık   TOPARSLAN
02.01.2018

 USTA’YA VEFA

 
 
Altmış yedi yaşına gelmesine rağmen ömründe uzun uyumak nedir bilmeyen yılların alışkanlığıyla yine şafak vakti kalkıverdi.
Yataktan kalkmadan elini uzatıp masanın üzerinde duran emektar radyosunun düğmesine basıp sesini kendi duyacağı kadar açtı.  Sabahın köründe Orta Anadolu’nun büyük saz ve söz ustası Muharrem Ertaş yanık yanık türkü söylüyordu. 
“Aman kalktı göç eyledi Avşar elleri 
Ağır ağır giden eller bizimdir”
 
Yorganı hafif geriye atıp yerde duran terlikleri ayağına geçirdi. Ses çıkarmamaya özen göstererek yavaş yavaş pencereye doğru ilerleyerek camı açtı. Sabahın temiz ve serin havası yüzüne çarptı. Alaca karanlıkta gözlerini doğaya çevirip daha bir süre  öncesinde cıvıl cıvıl ötüşen kuşları düşündü. Bir anda kuşların gidişini düşünerek hüzünlendi. Doğadan çıt çıkmıyordu.. Kırşehir’in kuru ayazı yoktu bugün. Kar her yeri beyaza kaplamış, sanki gönülsüzce nazlı nazlı yağmaya devam ediyordu. Ağaçların dalları  üzerinde ki karın ağırlıyla yerlere kadar eğilmiş toprağı yalıyordu. Manzarayı seyre dalmışken pencerenin önünde duran gözlük kılıfına takıldı gözü bir anda. Eline alıp evirip çevirdi ve ne kadar eskidiğini fark etti. Bu gün çarşıya inip yeni bir kılıf almalı diye geçirdi içinden. 
Eşi onun kalkışını fark etmemiş, hala uyuyordu. Onu uyandırmamaya özen göstererek sessizce mutfağa yöneldi. Bu gün de sabah kahvaltısı benden olsun, şöyle sıcak bir çorba yapayım diye düşündü.  Çünkü elli senenin verdiği lokantacılık alışkanlığıydı onun ki si. Her sabah sıcak bir tas çorba içmese, doyduğunu hissetmezdi Nazım Usta. 
Aklı eski günlere gitti mercimekleri yıkarken. Öyle ya ömrü lokantada geçmiş, her sabahın köründe yardımcı aşçıları ile birlikte hummalı bir telaş sarardı lokantanın yemekhanesini. İşe gidecek olan çalışanlar çorba içmek için sabahın erken saatlerinde damlarlardı lokantaya. Koca koca kazalarda yaptığı yemekler aklına geldi çorbayı karıştırırken. Aslında onlar müşteri gibi değil sanki ailesinin fertleriydi her biri. Zaten birçoğunu yakın tanırdı, ahbaplıkları vardı. Her sabah büyük bir aile fertlerini doyurduğunu hissederdi. Oysa şimdi lokantadan uzaklaşmış, evde bile kimse kalmamıştı. Çocukları da teker teker yuvadan uçunca kala kala bu küçük tencereye kalmışlardı karı koca. Bıyık altından manidar, biraz da hüzünle gülümsedi kendi kendine.  
 Bir süre sonra eşini uyandırıp birlikte, her zaman ki gibi huzurla, çorbalarını içtiler birkaç dilim kızarmış ekmekle.
Dönüp dışarıya bir göz attı, kar yağışı iyiden iyiye azalmıştı. Sanki yağmakla, yağmamak arasında kararsız gibiydi. Yavaş yavaş kalkıp hazırlanmaya başladı.  Sıkı sıkı giyinip atkısını boynuna doladı. Gözlük kılıfını cebine koyup doğru çarşının yolunu tuttu. Bir süre dolmuşun gelmesini bekledi. Gelen ilk dolmuşa binip çarşıya varır varmaz dükkânlara göz gezdirip gözlükçü ararken köşe başında açık bir dükkâna gözü ilişti. Ayaklarında ki karı paspasa çırparak kapıdan içeri girdi.
-Selam ustam! dedi.  
Gözlükçü içeri giren adama dikkatlice bakıp gülümseyerek: 
-Estağfurullah, Usta sizsiniz Nazım Ustam! Diye karşılık verdi. 
Nazım Usta şaşkın şaşkın tanımaya çalıştı dükkân sahibini ama çıkaramadı. Adam durumu anlayınca: 
-Ustam, sen beni tanımazsın belki ama ben seni çok iyi tanırım, dedi. Hem de çok eskiden taa lokantacılık yıllarından… 
-Eyvallah öyle olsun ama ben çıkaramadım seni, dedi Usta. 
Dile kolay elli yıl kimler geldi kimler geçti, o kadar çok insan görmüş kimiyle arkadaş, kimiyle dost, kimiyle kardeş olmuştu. Bir de böyle hatırlayamadığı yüzlerce müşterisi olmuştu tabi ki. Onlardan biridir diye çok üzerinde durmadı.
Elini cebine attı gözlüğün kılıfını gösterip yenisini almak istediğini bildirdi. Gözlükçü kılıfın aynısından buldu yüzünde gülümseme ile güzelce paketledi eline tutuşturdu. Nazım Usta:
- Usta borcum ne kadar? diye sordu.  
-Borcun yok Ustam!  dedi 
Nazım usta bu duruma şaşırdı.  Nasıl olur?  
Karşılıklı uzun ısrarlar sonucu para kabul etmeyen gözlükçü:”Ustam, müsait bir zamanında uğra da bir çayımı iç hem de konuşuruz” diyerek elini usta’nın omzuna koyarak kapıya kadar uğurladıktan sonra arkasından uzun uzun dalgın gözlerle bakakaldı. 
 Bu duruma bir  anlam veremeyen Usta, bunu esnaflığın  güzelliğine, cömertliğine, Ahilik kültürü geleneğine yordu..
Aradan bir kaç ay geçmişti ki bu defa yeni bir yakın gözlüğe ihtiyaç doğmuştu. Hiç düşünmeden tekrar aynı gözlükçünün kapısını çaldı Usta. 
-Yine sana geldim ama bu sefere karşılığını alacaksın! dedi daha içeri girer girmez.
Gözlükçü gülerek buyur etti. 
- Gel ustam gel, o işler kolay önce işini halledelim hele dedi. 
Usta karşında ki koltuğa oturdu, oradan buradan sohbet muhabbet ederken, bir taraftan da gözlükçünün verdiği gözlükleri denedi. Sonunda birinde karar kıldı nihayet.  Gözlükçü, gözlüğü kabına yerleştirdi paketledi, paketi usta’ya uzattı.  Nazım Usta paketi masanın üzerine koyup cüzdanını çıkardı.  
-Eee şimdi söyle bakalım borcum ne kadar? 
Gözlükçü biraz mahcup, biraz da gülümseyerek:
-Borcun ödendi. dedi. 
Usta pek bir şey anlamadı:
-Şaka yapmayın, borcumu söyleyin. dedi.  
Gözlükçü sandalyesinden kalkıp masayı dolaşarak Usta’nın yanına gelip kolundan tutup koltuğa oturttu. 
-Bekle geliyorum Ustam! diyerek içeri mutfağa girip iki bardak çayla geri döndü.
-Ustam, çaylarımızı içerken sana bir şey anlatacağım. Konuşmaya derin bir nefes alarak başladı. 
- Geçen sefer geldiğinde de dilime geldi gitti, geldi gitti bir türlü söyleyemedim, sonradan çok pişman oldum böyle fırsatı kaçırdığım için. Bu sefer kaçırmam artık. Usta meraklanarak:
-Hayırdır! dedi.
Ben senden asla para alamam, hatta benim üzerine çok daha fazlasını vermem gerek, deyip devam etti sözüne.
Yıllar önce senin lokantanda Hasan adında çalışan bir garson vardı hatırlar mısın? Usta:
-Tabii ki hatırlarım, aklı başında çok sevdiğim bir çocuktu.
 Biz onunla aynı köylüyüz, bekârlıkta da ev arkadaşıydık. O sizin orada çalışırdı ben başka bir işte. Akşamları uğrayıp onu alır, oradan yürüyerek eve giderdik birlikte… Malum yorgun argın işten çıkınca karnım hep aç olurdu. Ailemiz köyde, evde de aş ekmek yapan yok tabi. Sen de o saatlerde lokantada çok fazla olmazdın. Hasan bana kalan yemeklerden birkaç çeşit koyar karnımı doyururdu. Oradan çıkıp evimize giderdik. Sen buna hiç şahit olmadın belki, olduysan da anlamadın galiba. Uzunca bir zaman böyle devam ettik, ta ki Hasan sizin oradan ayrılana kadar. 
 Usta gözlerini kısıp taa o yıllara gitti. Sanki biraz biraz bu yüzü hatırlar gibi oldu. Gözlükçü devam etti.
 -Ve yıllar geldi geçti ben sizi ara ara görürdüm çarşıda pazarda, ama sen beni çok tanımazdın haliyle. İşte bu olay benim aklımdan hiç çıkmadı. Hep kendimi sana borçlu hissettim, her gördüğümde utandım. Bir gün bir şekilde bunu telafi etme fikrim hep vardı. Kader bu fırsatı bana verdi çok mutluyum şimdi. dedi. Elini cebine atıp bir miktar kâğıt para çıkararak uzattı. 
-Bunu almanı istiyorum Ustam. Ne  kadarını karşılar bilmem ama eksiği varsa da hakkını helal et helalleşelim, ben de bu vicdan azabından kurtulayım. dedi.         
Usta, elini gözlükçünün elinin üzerine koyarak:
-Koy o paranı cebine. dedi.  
-Şimdi hatırladım seni, Hasan’ın köylüsüsün tabi ya! Gözlükçünün elini iki eliyle sıkıca tutup:
-Helali hoş olsun kardeşim, kalan yemeklerden yemişsin, benim nazarımda rızkımdan çalmış sayılmasın. Hem ne biliyorsun benden gizli olduğunu? Hasan asla böyle bir şeyi benden gizleyecek biri değildi ama olur ki eziklik hissedersin diye benim bildiğimi sana söylememesini tembihlemiştim.? 
Gözlükçü daha da mahcup bir yüz ifadesi takındı bir anda. Usta hemen toparladı gülümseyerek; 
-Ben çokta helal etmiştim zaten, gönlün rahat olsun. Bu dünyaya güzellikten iyilikten başka ne bırakacağız ki. Ben hep yaşamım boyunca para değil insan kazanmayı yeğledim kardeş, hiç parayla pulla işim olmadı.  Hiç de pişman olmadım. Çok insan biriktirdim şu altmış yedi yıllık ömrümde. 
 Sen de ikidir emeğinin karşılığını almıyorsun benden, helalleşelim gitsin o zaman. dedi. Gözlükçü bir anda atlayarak elini öpmek istedi Usta’nın. 
Usta, ayağa kalkıp gözlükçünün sırtını sıvazladı. Karşılıklı göz göze bakışıp birbirlerine sarıldılar.  Gözlükçünün yüzünde derin bir mutluluk rahatlığı oluştu. Gözlükçü:  
-Hasan arkadaşımın seni niye bu kadar sevdiğini hep yâd ettiğini şimdi anladım Usta, dedi. 
 Koluna girip kapıya kadar uğurladı. Arkasından seslendi:  
-Nazım ustam, gözlük işin olduğunda sakın başka yer arama. Eğer buraya gelmezsen gönül koyarım sana bilmiş ol. deyip el saldılar birbirlerine. 
Kar yeninden yağmaya başlamıştı. Paltosunun düğmelerini ilikledi, şapkasını düzeltti, ağır ağır başı önünde  yürürken  derin düşüncelere daldı. Gururla hüznü aynı anda yaşıyordu.  
 Bu toprağın insanlarıyla birlikte hoşgörüyü, yardımseverliği, vefayı, usta çırak ilişkisini ve bunun kaynağının kökü olan Ahilik kültürünü ne güzel harmanlamış, hayatına katmıştı meğer. Tıpkı kendi gibi ne çok güzel insanlar gelmiş geçmişti ömründen…
 
 

Bu makale 3377 kez okundu.

Yazarın Diğer Yazıları
Bu Habere Yapılan Yorumlar ( 3 )
Tebrikler
Bu güzel anıyı babamdan dinlediğimde çok duygulanmıştım. Çok güzel dile getirmişsin ablacığım. Ellerine sağlık.
 Türkan Toparslan GÜL -- 04.01.2018 17:48
Koca Yürekli Adam...
Ne yazsan az gelir Abi'me. Rabbim uzun ömürler versin. Eskilerde kalite hiç eksik olmuyor. Saygılar sunarım
 Burhan Şit -- 02.01.2018 21:46
Koca Yürekli Adam...
Heyyy koca Çınar Nazim Baba. Konuyu bitirmeden böyle bir güzellik çıkacağını hissettim. Zira Koca Yürekli Adam ;bu yaptığı belki küçük bır şeydi O'nun hayatında ama ilk değildi.Araştırın daha neler çıkar.Ellerinden öpüyorum Abimin.
 Burhan Şit -- 02.01.2018 21:43
08Haber Yazarlar
Sevil Işık TOPARSLAN
Güner YALÇIN
GÜLDEN TAŞ
www.08haber.com
Anasayfa - Künye - Foto Galeri - Rehber - Üyelik - Ziyaretçi Defteri - BizeYazın - İletişim - Webtv - 08 Röportaj - Haber Slayt - Güncel - Politika - Eğitim - Röportaj - Yaşam - Sağlık - Magazin - Spor - Kültür - Sanat - Çevre - Ekonomi - Teknoloji - 08Tv Canlı Yayın
Copyright © 2009 Tüm Hakları Saklıdır. [All Rights Reserved] 08 Radyo Televizyon Yayıncılık ve Organizasyon A.Ş.'ye aittir.
Dere Mah. Halitpaşa Cad. No:45/2 - ARTVıN - Telefon: (466) 212 68 56 - 212 70 71
E-Posta: radyo08@hotmail.com