NEYZEN TEVFİK VE HASAN ALİ YÜCEL’İ ANARKEN!...
Rasim   YILMAZ
28.02.2021

 Neyzen Tevfik diyor ki:

“Geldikleri gibi gitmediler;
kimi itini bıraktı,
kimi bitini.
Kimi de piçini bıraktı!...
Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil!”
 
1916 senesinde 19 yaşında genç bir delikanlı Erenköy’de yürümektedir. Talimgâh denilen yerde bir kalabalık fark eder. Kalabalığa yanaştıkça bir müzisyenin enstrümanından yükselen melodiyi duyumsar. Yaklaşır. Delikanlı, enstrümandan yükselen tınıya gözlerini kapatarak huşu içinde bir süre zevkle dinleyerek eşlik eder. Gözlerini açıp da kalabalığın önüne ilerleyince o güzel melodiyi çıkaranın yere bağdaş kuran bir müzisyen olduğunu fark eder. Müzisyen pistir, perişandır, berduştur. Genç delikanlı evsiz diye düşündüğü bu adamcağıza acır gözlerle bakar. Garipser de hani biraz… Öyle ya böyle berduş bir adam nasıl olur da bu kadar güzel ezgiler çıkarabilir…
Delikanlı birkaç gün sonra aynı yol üzerinden geçerken görür o müzisyeni. Her ne kadar giyiminden, kuşamından, küfürbaz halinden rahatsız olsa da acıdığı için o müzisyene para vermek ister. Müzisyen işte kendisine para vermeye yeltenen gence; “Haydi oğlum, git işine! Bak benim mataram rakı dolu. Vereceğin bu parayla git de akşama birkaç kadeh iç keyiflen. Benim paraya ihtiyacım yok” der.
 
Utanır birden genç. Müzisyen devam eder; “Utanma! Utandıkça rahat yaşayamazsın.” Kıyafetlerini göstererek “Görmüyorsun ben kimseden utanıyor muyum? Başkaları benim bu halimden utansın!” 
Delikanlı neye uğradığını şaşırır. Tokat gibidir adamcağızın lakırdıları… Eve gider düşünür uzun uzun… Acıdığı adamın kendisine böyle bir karşılık vereceğini hiç düşünmemiştir. Aradan zaman geçer. Delikanlı bu adamcağızı İstanbul’un münferit yerlerinde kâh işkembecide, kâh kuytu meyhanelerde, kâh Yenicami arkasında, kâh Çemberlitaş’ta görür… Hatta bir arada Ali Emiri’nin Kütüphanesi’nden kitap okurken görmüştür ki şaşkınlığı katbekat artmıştır. 
Delikanlı, edebiyata heveslidir, bir şiir karalar o müzisyen için… Dönemin mecmualarının birinde “Dehâyi Mensi” diğer bir deyişle “Unutulan Deha” ismiyle bu müzisyeni kaleme alır. Sonra kulağına gider bu müzisyenin. “Kim yazdı bunu?” diye sorar soruşturur; sonunda bulur ve bu şiiri yazan gençle tanışmak ister. Buluşurlar, o an müzisyen anlar ki vakti zamanında kendisine acıdığı için para vermek isteyen genç tam karşısındadır. Şiiri pek beğendiğini, duygulandığını söyler. Akabinde bu delikanlı ile müzisyen arasında sıkı bir dostluk başlar.
Müzisyen son döneminde inzivaya çekilir, kimseyle görüşmez. Üstü başı kirlidir ama çevresindeki insanların ruhları daha kirlidir. Küser hayata, küser insanlara… Çok değil, bir süre sonra da göçer gider bu dünyadan… Delikanlı sevdiği bu müzisyenin öldüğünü duyunca çok üzülür. Arkadaşı Fuat Şinasi bir kâğıt verir delikanlıya… “Nedir bu?” diye sorar delikanlı. Şinasi “Müzisyenin son şiiri” der. Okur delikanlı; 

“Artık yaşam için yetişir bunca kırgınlık,
Dinlenmek isterim ki kader yorgunuyum
Artık vücudu boş, gönlü boş, düşü boş,
Dünyada şimdi ben de bir fazla ağırlığım” 

“Ölümün titrettiği elle kalemini kalbine birikmiş zehre batırıp yazdığı veda şiiri” olarak betimler bunu genç adam. Aklına düşer işte o gün; acıdığı için para vermek istediği müzisyenin o yanıtı; “Utanma! Utandıkça rahat yaşayamazsın” 
Bu mısra destur olur delikanlı için, hayatını ona göre yaşar. Utanılacak işler yapmaz. Büyük görev üstlenir ilerleyen senelerde. Ama sonu da o müzisyen gibi olur. Ha, ne mi olur? Haksızlığa uğrar, yaptığı o büyük işlerden el çektirilir, memleket için açtığı okullar kapatılır. O da inzivaya çekilir, çünkü çevresi pistir ve malum son… O da göçer gider bu dünyadan. 
“Müzisyen”  Neyzen Tevfik’tir. Ona acıdığı için para vermek isteyen delikanlı ise meşhur Şair Can Yücel’in babası; Köy Enstitüleri’nin açılmasını sağlayan, klasikleri dilimize çeviren, en uzun Milli Eğitim Bakanlığı yapmış, maarif müfettişi” Hasan Ali Yücel’ dir.
Kaynak: Zafer Çelik – Hatice Biçer (Persephone’un Çiçekleri)
**
Neyzen Tevfik’in şiirleri, besteleri, Atatürk sevdası, argo sözleri ve de birbirinden ilgi çekici hikayeleri.. Onun hayatı, hayata bakış açısı, asi kişiliği, kalıba sığmayan kalemi…
 
Hayata gözlerini Osmanlı İmparatorluğu döneminde açıp, çok sevdiği Türkiye Cumhuriyeti döneminde kapayan Neyzen Tevfik, şair, besteci ve yazar kimliğinin dışında, çağımızın en önemli fikir adamlarından biridir. Haksızlığa ustaca yaptığı hiciv yeteneğiyle karşılık veren Neyzen Tevfik, tepkilerini yazdığı şiirler aracılığıyla dile getirmiştir. Kaleme aldığı şiirler sebebiyle de, tıpkı tarihteki birçok yazar ve şair gibi tutuklanarak hapis cezası almıştır. Biz onu her ne kadar Neyzen Tevfik olarak tanısak da, asıl adı Tevfik Kolaylı’dır. Babası Hasan Fehmi Bey, Samsun’un Bafra ilçesine bağlı, Kolay beldesinden olduğu için, Soyadı Kanunu gelince Kolaylı soyadını almışlardır.
 
Neyzen, rakı başta olmak üzere tüm içkileri severdi. Hakkında edindiğimiz bilgilere göre pek ayık gezdiğine tanık olunmazmış. Neyzen kendi hayatını “Uzun derbederlik hayatımda, o kaldırımdan bu kaldırıma; o kapıdan bu kapıya; o diyardan bu diyara; ney’im ve mey’imle bir kuru yaprak gibi savruldum.” cümlesiyle özetlemektedir. 24 Mart 1879 tarihinde hayata Bodrum’da merhaba diyen sanatçı, ülkemizin en değerli şairlerinden biridir. Özellikle yergi ve taşlamalarıyla öne çıkan sözleri, o dönemin şartlarına ve siyasi haksızlıklarına karşı yaptığı eleştirileri içermektedir.
 
Döneminin dikkat çeken isimlerinden biri olmasında, yazdığı yazılar kadar sıra dışı yaşam tarzı da etkili olmuştur. Toplum kurallarını hiçe sayan, başına buyruk, sınır tanımaz hayat görüşleriyle, yaşadığı dönemin en sivrilen isimlerinden biri olmuştur.
Haksızlığa, adaletsizliğe, dini araç olarak kullananlara hep başkaldıran biri olarak tanınırdı. Yazdığı şiirlerden de Ata’yı ve kurduğu cumhuriyeti ne kadar çok sevdiği, cumhuriyet karşıtlarına ne denli öfkeli olduğunu görebiliyoruz.
**
Bazen Neyzen Olmak Gerek

Rasim Yılmaz (Kervani)


Doğru yanlışa karışır
İt ile çakal barışır
Deveye diken yaraşır
Bazen Neyzen olmak gerek
 
Geçme Can dostu anmadan
Zehire lokma banmadan
Sen yanmadan ben yanmadan
Bazen Neyzen olmak gerek

Hayyam sanki bende gizli
Bazısı vardır subazlı
Yüreğim tutuşur közlü
Bazen Neyzen olmak gerek
 
Gönül dağıma yağdı kar
Dolaşırız diyar diyar
İnsan puştuna lafım var
Bazen Neyzen olmak gerek

Kervani dostun özünü
Özlerim insan yüzünü
Sakınma gerçek sözünü
Bazen Neyzen olmak gerek
 
**
Anılarından örnekler:
 
1.Kırk Yıllık Ölü
 Neyzen bir gün Dr. Kerim Gökay’ın, içkinin zararlarını anlattığı konferansına katılır. Gökay rakının her kadehi, hayatınızı bir saat kısaltır der. Bunun üzerine Neyzen ayağa kalkar ve;
– Eyvah! Hesap ettim meğer ben öleli tam kırk yıl olmuş. der.
 
2. Ant

Son derece samimi olduğu Mazhar Osman’a bir daha içki içmeyeceğine dair söz vererek ant içer. Aradan zaman geçer, Mazhar Osman bir gün Neyzen’i içki içerken bulur. Hemen sorar;
–Neyzen, hani sen bir daha içki içmeyeceğinedair ant içmiştin?
– Üstat, biz fakir adamız, bulunca içki içeriz, bulmayınca ant içeriz. der.
 
3.Çalarken..
Soruyorlar:
--Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?
Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemidir.
Neyzen: "Maliye Vekili değilim ki, çalarken zevk alayım"....
 
4. Neyzen’in evi.
Çok sarhoş olduğu bir gece rastladığı gece bekçisine sorar:
- Evladım Neyzen Tevfik'in barakasını arıyordum, nerede gösterirmisin?
- Ama... Ama... Neyzen Tevfik sizsiniz?!
- Sana Neyzen Tevfik'i soran kim bre deyyus, evini sordum evini!
 
**
Ney çalmadaki ustalığı zaten tartışılmaz olan Neyzen müzisyen sıfatının yanında, şair ve yazardı. Hiciv deyince akla ilk gelen isimler olan Nefi ve Şair Eşref’ten sonra gelen en başarılı hiciv sanatçısıydı. Yazdığı şiirlerde kendini hiç sakınmaz, söylemek istediklerini kendini hiçbir kısıtlamaya sokmadan yazardı. Şiirlerinde daha çok haksızlığa, yolsuzluğa, zulme, Atatürk devrimlerine karşı çıkanlara ve dini istismar edenlere yergi dolu sözler olurdu. 28 Ocak 1953 tarihinde dünyadan göç eden Neyzen’in cenazesine; devletin ileri gelenleri, profesörler ve sokaklarda yaşayan birçok sarhoş katıldı.
 
**
 
Çok Şükür
Deli gönül, neyi özler durursun?
Acınacak dostun, cananın mı var?
Dünya yansa yorganın yok içinde,
Harap olmuş evin, dükkânın mı var?
 
Hatır, gönül bulamazsın birinde,
Dama dedi dişisinde, erinde,
Vatan dedikleri yangın yerinde,
İnsanlığa hâlâ imanın mı var?
 
Nene yetmez senin şu kuru kaval?
Pir aşkına sıkıldıkça durma, çal.
Malta'daki kurnazlardan ibret al,
Paran mı var, bağın, bostanın mı var?
 
Sana giren, çıkan nedir, be dürzü?
Be Allah'ın numunelik öküzü!
Ben mi yuttum on dört bin okka düzü,
Bekri Mustafa'dan fermanın mı var?
 
Ne uymazsın zamaneye be domuz?
Kırk senedir.... ne verdin omuz.
Nâzır olmuş desem sana ıstakoz,
Reddedecek kılıç, kalkanın mı var?
 
Çünkü neden? Dalyanın yok, ağın yok,
Bir tek hamsi kızartacak yağm yok.
Ocağın yok, dalın yok, budağın yok,
Yoksa Gökalp gibi Turan'ım mı var?
 
Uyanmadın gitti, dalgın uykudan,
Sana ne be âlemdeki kaygudan?
Dem vurursun siyasetten duygudan,
Beynelmilel bir imtihanın mı var?
 
Feylesofum dedi herif, pap çıktı,
Nâzır oldu, saman sattı sap çıktı.
Reçetede şurup yazdı, hap çıktı,
Yutmayacak yoksa âyanın mı var?
 
İspermeçet-zade, Kirpi, Pehlivan
Yanaşması, o bayraklı Kahraman.
Sadrazamlar içinde en düztaban”
İmzacılar başı Mervan'm mı var?
 
Çal nayını, ferahnakte ver karar.
...n nazır...rın müsteşar.
Kumda oyna çöp batmasın aşikâr
Düşünecek senin zamanın mı var?
 
Kendi cihanında bak sen keyfine,
Kulak asma halkın hayfa-hayfine.
Tanburuna, kemanına, define
Sen de katıl, neyde noksanın mı var?
 
Şu kırk yıldır senin daran alındı,
Suratına yüz bin kara çalındı,
Nasıl olsa şu bokluğa dalındı
Neyzen’den de büyük isyanın mı yar?
Neyzen Tevfik
 
**
 
Cumhuriyetimizin aydınlanma devriminin mimarlarından, Köy Enstitülerinin kurucusu, çok yönlü kişiliğe sahip seçkin bir eğitim, kültür ve siyaset adamı olan Hasan Âli Yücel, 26 Şubat 1961 tarihinde hayatını kaybetti.
 
Yine Neyzen Tevfik’te 28 Ocak 1953 ‘te aramızdan ayrıldı.
Her iki değerimizi de saygıyla anıyorum.
 








 
 
 

Bu makale 7702 kez okundu.

Yazarın Diğer Yazıları
Bu Habere Yapılan Yorumlar ( 0 )
08Haber Yazarlar
Mithat TAHTALI
www.08haber.com
Anasayfa - Künye - Foto Galeri - Rehber - Üyelik - Ziyaretçi Defteri - BizeYazın - İletişim - Webtv - 08 Röportaj - Haber Slayt - Güncel - Politika - Eğitim - Röportaj - Yaşam - Sağlık - Magazin - Spor - Kültür - Sanat - Çevre - Ekonomi - Teknoloji - 08Tv Canlı Yayın
Copyright © 2009 Tüm Hakları Saklıdır. [All Rights Reserved] 08 Radyo Televizyon Yayıncılık ve Organizasyon A.Ş.'ye aittir.
Dere Mah. Halitpaşa Cad. No:45/2 - ARTVıN - Telefon: (466) 212 68 56
E-Posta: radyo08@hotmail.com