UMUTLARIMIZI ÖZENLE KORUMALIYIZ…
Güner   YALÇIN
28.01.2019

 Güner YALÇIN

 

                Son günlerde gazetelerde yer alan eğitimle ilgili birkaç haberin özeti:
 
                *Dinci vakıf ve derneklerle imzalanan işbirliği anlaşmaları ile dinselleştirilen eğitime bir yenisi daha eklendi. İstanbul’da bir anaokulundaki çocuklara takke ve türban taktırılarak namaz kıldırıldı. En küçüğü 3, en büyüğü 6 yaşında olan çocukların namaz kıldığı görüntüler sosyal medyada paylaşıldı.
 
                *Doğudaki 20 ilin okulöncesi eğitim bilgilerini içeren sayısal verilere göre bu illerdeki anaokullarının sayısı, camilerin ve 4 – 6 yaş Kuran kurslarının sayısının çok gerisinde kaldı.
 
                *Okullarda daha önce ‘Kuran ve sünnet’ konulu bilgi yarışması düzenleyen bir vakfa, bu kez ‘Güzel ahlak’ anaduygulu bilgi yarışması için izin verildi. Yarışmayı kazanan ilkokul öğrencilerinin, 2.500 TL’nin yanı sıra umre gezisi ile ödüllendirileceği duyuruldu; yarışma afişleri okullara asıldı.
 
                *Milli Eğitim Bakanlığı, yarıyıl tatilinde çocukları camilere taşımak üzere dinci vakıf ve derneklerle protokol imzaladı. Buna göre 6 - 13 yaş arası çocuklar beş vakit namaz kılmak için camiye götürülecek. Cemaate yetişmeleri ve duaları öğrenmeleri durumunda puan kazanacaklar. Proje 81 ildeki 2 bin 500 camide gerçekleştirilecek. Projeye katılan çocuklar sabah namazı için 10; öğle, ikindi, akşam namazları için 5’er, yatsı namazı için de 8 puan alacaklar.
 
                *Ankara’da bir imam hatip ortaokulu, bir tarikatın kontrolünde bulunuyor. Bu okulun bünyesinde kurulan, yatılı kız ve erkek öğrencileri olan Kuran kursunda Arapça, hadis, fıkıh, siyer dersleri veriliyor.
 
                *Diyanet İşleri Başkanlığı, iktidarın ‘dindar nesil’ projesi kapsamında 4 yaşındaki çocuklara din eğitimi vermeyi hızlandırdı. Diyanet İşleri Başkanı, ellerine pankart verilen çocuklarla camide etkinlik düzenledi. Diyanet, 4 – 6 yaş grubu çocuklara yönelik Kuran kursu sayısını 5 bine yaklaştırmış bulunuyor.
 
                *Veli S. Ç. S. şöyle konuştu: “Okulda ‘Mevlevilik’ etkinliği kapsamında, daha çevreyi yeni tanıyan 5 buçuk yaşındaki çocuğuma semazenler gibi gösteri yaptırıldığını öğrenmiş bulunuyorum. Evin içinde dönmeye başlayan çocuğuma nedenini sorduğumda, ‘Böyle dönünce Allah bizi seviyormuş.’ diye yanıt verdi. Sonra bana şu soruları yöneltti: ‘Allah’la evlenilir mi anne?’, ‘Allah’a âşık olunur mu?’ Kimse benim çocuğumla böyle uğraşamaz. Buna hakları yok. Zaten çocuklar bunu anlayacak yaşta değiller.”    
     
Son bir iki haftalık gazetelerde yer alan haberlerin birkaçı bunlar. Bunların hemen hepsi de ya okul öncesi çocuklarla, ya da ilkokul düzeyindeki öğrencilerle ilgili. Örgün eğitimin ilk basamaklarında yoğun bir dinsel baskı; çevresini, yaşadığı ortamı henüz yeterince algılayamamış çocuğun düş, duygu, düşünce dünyasını, oldukça soyut ve karmaşık bilgilerle doldurma ve baskılama çabaları…
 
Yalnızca okul öncesi ve ilkokul düzeyinde değil;  okul öncesinden üniversiteye dek eğitimin her aşamasında ve toplumsal yaşamın her alanında yaşanıyor bu baskılanma. Toplumu değiştirme ve dönüştürme çabaları var gücüyle sürdürülüyor. Bu değişim ve dönüşümü hızlandırmada ve onu kalıcı duruma getirmede birinci etmenin “eğitim” olduğu herkesçe biliniyor. Bunun içindir ki siyasal erk, işi çok sıkı tutuyor; çocuğu okul öncesinden ele alıyor; onu henüz tazeyken eğiyor, büküyor, istediği kıvama getirmeye çalışıyor. Çocuğun sonraki yaşamının da yeni birtakım baskı ve yönlendirmelerle sıkı bir izleyicisi oluyor.
 
Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte başlayan örgün eğitimdeki o özgür istençli (iradeli) insan yetiştirme çabaları artık çok gerilerde kaldı. O eğitimde akla önem verme vardı; özgürce düşünme ve sorgulama vardı; uslamlama (akıl yürütme), neden – sonuç ilişkisini kurma vardı; bilimi kılavuz edinme vardı... Laboratuvar vardı; işlik, uygulama vardı. Öğrenileni yaşama geçirme, üretime dönüştürme vardı… Çünkü ileri, çağdaş bir toplum olabilmenin yolu bunları gerektiriyordu…
 
Atatürk’ün ölümünden, özellikle de 1946’dan sonra, birçok alanda olduğu gibi eğitim alanında da önemli dönüşümler oluşmaya başladı. Dinsel öğelerin eğitim programlarına girmesiyle; akıl, düşünme, bilim, sorgulama gibi eğitimin temel öğeleri, süreç içerisinde gölgelenir duruma geldi. Eğitim giderek o canlılığını, üretkenliğini, yapıcılığını yitirme yoluna girdi. Günde güne kan kaybederek bilimle, çağdaşlıkla, üretkenlikle ilişkisi olmayan bir yapıya büründü…
 
Bugün eğitimimiz büyük bir çıkmaz ve açmaz içerisinde.
 
Artık Kuran kurslarında hiçbir yaş sınırlaması yok. Bu kurslarda plan yok, program yok, denetim yok. Öğretim Birliği Yasası (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) çöpe atılmış durumda. Bir siyasal simge olan türban (başörtüsü demiyoruz) okul öncesinden üniversiteye dek her yerde, her alanda. Dinci vakıf ve dernekler Milli Eğitim Bakanlığıyla el ele, iç içe; bu vakıf ve derneklerin bir kısmının yerlerinde, yurtlarında yaşanan çirkinlikler, iğrençlikler diz boyu. Tüm eğitim kurumlarında mescit ve abdesthane açılması artık zorunlu. “Dindar ve kindar nesil yetiştirme” söylemleri her yerde. Öğrencilerin imam hatip okullarına yazılmaları için zorlamalar, karma eğitim yapma koşulunun kaldırılması…
 
Özetle, eğitimde dinselleşme tavan yapmış durumda…
 
Sonuç yerine…
 
Bugün eğitimimiz yerlerde sürünüyor. Pek çok yurttaş, çocuğunun aldığı eğitimden hiç hoşnut değil; çocuğunun geleceğine endişeyle bakıyor. Varsıl olanlar, çocuğunu Batı ülkelerinde eğitme yollarını arıyor.
 
Konuya duyarlı eğitim sendikalarımıza, üniversitelerimize, bilim insanlarımıza, özellikle eğitim bilimcilerle büyük görevler düşüyor. Bu saydıklarımızın bu alanda gösterdikleri duyarlılığı ne yazık ki pek yeterli bulamıyoruz.
 
Son sözümüz annelere, babalara…
 
Çocuklarımız bizim yarınımız, güvencemiz… O tarikatlar, cemaatler, vakıflar, dernekler, çocuğunuzu sizden çok mu seviyor? Niçin düşmüş 3 - 4 -5 yaşındaki çocuğunuzun peşine? Amaçları; taptaze, tertemiz bir canı istediği biçime sokmak, ona kendi istekleri doğrultuda biçim vermek; onu düşünemeyen, yargılamayan, kimliksiz, kişiliksiz bir duruma getirmek; onu sizden koparmak, size yabancılaştırmak. Onlar biliyorlar ki çocuğun beyni ne denli küçük yaşta teslim alınırsa onda o denli kalıcı ve değişmez bilgi ve alışkanlıklar oluşur. Çocuğunuzun annesi, babası, en yakını olabilirsiniz ama bir noktadan sonra çocuğunuz sizin olmaktan çıkar, size bir yabancı gözüyle bakmaya başlar. Bakmanın ötesinde, büyük çatışmalarla, çekişmelerle karşı karşıya kalırsınız. Çok uğraşsanız da onu kolay kolay kazanamazsınız…
 
Çocuklar umutlarımız. Hem bizim, hem ülkemizin yarını. Umutlarımızla kimsenin oynamasına asla izin vermemeliyiz!...
 

Bu makale 1366 kez okundu.

Yazarın Diğer Yazıları
Bu Habere Yapılan Yorumlar ( 1 )
Eğitim
Güzel bir makale olmuş. Kutluyorum. Eline sağlık Güner Yalçın.
 Ekrem Özel -- 23.02.2019 06:03
08Haber Yazarlar
Sevil Işık TOPARSLAN
GÜLDEN TAŞ
www.08haber.com
Anasayfa - Künye - Foto Galeri - Rehber - Üyelik - Ziyaretçi Defteri - BizeYazın - İletişim - Webtv - 08 Röportaj - Haber Slayt - Güncel - Politika - Eğitim - Röportaj - Yaşam - Sağlık - Magazin - Spor - Kültür - Sanat - Çevre - Ekonomi - Teknoloji - 08Tv Canlı Yayın
Copyright © 2009 Tüm Hakları Saklıdır. [All Rights Reserved] 08 Radyo Televizyon Yayıncılık ve Organizasyon A.Ş.'ye aittir.
Dere Mah. Halitpaşa Cad. No:45/2 - ARTVıN - Telefon: (466) 212 68 56
E-Posta: radyo08@hotmail.com