KAHVENİN HİKAYESİ
Sevil Işık   TOPARSLAN
11.01.2017

 Selam ben kahve!

Hepiniz bilirsiniz bilirim, şu yeryüzünde tanımayan kaldı mı beni. Kime nasip olur bu kadar şan şöhret. Dünyanın her yerini gezip kokumla herkesi sarhoş eden hep başköşede ağırlanan adı acı olsa da, tadı pek tatlı kahve…
Nereden gelir nereye giderim hiç merak ettiniz mi beni? Hadi bir kahve alın anlatayım. 
Çok çok eski zamanlar da Etiyopya’da buldular beni. Evirdiler, çevirdiler olsa olsa bundan ekmek olur dediler. Topladılar meyvemi,  öğütüp yoğurdular su ile pişirdiler ekmek niyetine,zenginin zevki, yoksulun ekmeği oldum. 
 Ekmek katıksız olur mu? Kaynattılar meyvemi adıma,‘’sihirli meyve’’ dediler. İçtiler her derde şifa niyetine.
Ünüm yayıldı Arap yarımadasına Habeşistan’da tam üç yüzyıl hüküm sürdüm. Yediler ekmeğimi içtiler suyumu. Ta ki  14. Yy yılda beni kavurmayı akıl  edene dek.  Kavurdukça kokuma vuruldular, Kaynattılar kavrulmuş öğütülmüş halimi, içtikçe anladılar eşsiz tadımın güzelliğini.
Yemen ellerinde ne çok sevenim vardı o zamanlar bile bir bilseniz. Koca Yavuz Sultan Selim Han,  Yemen valisi Özdemir Paşa bile tiryakim oluvermişti.
Aldı Özdemir Paşa beni oradan Dünya’nın en güzel şehri İstanbul’a getirdi, sarayda ki padişahlara sultanlara hediye niyetine. İstanbul çok uğurlu geldi bana doğrusu. Sarayda saltanat sürmek bana da nasip oldu. Beni sunmak için özel olarak kahveci başı bile tutuldu. Bakır cezveler kaynatıp köpürttüler. Koydular yudumluk süslü küçük fincanlara. Acı tadıma eşlik etsin diye de şekerleme, lokumla ikram ettiler sultanlara. Sarayda gezmediğim oda kalmadı. Gel zaman, git zaman ünüm saray bahçesini aşıp tüm İstanbul’a dağılıverdi.
Uzak diyarlardan gelen Halepli Hakem ile Şamlı Şems Efendiler İstanbul’da ilk kahvehaneyi açtılar. Etrafta tanınmaya başlayıp geleni gideni çok olunca, benim de keyfim dört köşe oluverdi sormayın.
 
Ben böyle keyif sürerken, güzel İstanbul’la ticaret yapmaya gelen Venedikli tacirler ile tanıştım. Onlar da pek sevdiler tadımı. Gemilerine yükleyerek uzak diyarlara İtalya kıyılarına götürdüler. Meğer beni dört gözle bekliyorlarmış öyle hızlı yayılıverdi ki adım tüm Avrupa’da anılır oldu tez zamanda.
Paris, Londra bütün büyük şehirler beni tanıdı ünüme ün kattım! Krallar kraliçeler, prensler, prensesler içtiler paha biçilmez süslü fincanlarda.
Brezilya’dan çuval çuval beni taşıdılar. En küçük kasabaya kadar ulaştım kısa zamanda. Çeşit çeşit pişirme yöntemleri buldular, bin bir çeşit kaplarda, fincanlarda sundular.
 İstanbul’ da ise beni böyle sevdirenlerden biride Kuru Kahveci Mehmet Efendi oldu. Emeği çoktur üzerimde. Öyle güzel işledi, öyle güzel sundu ki tadıma doyulmaz oldu. Ardı ardına açılan kahvehanelerde günün her saati, edebiyat şiir sohbetlerinin yapıldığı,   satranç, tavla oyunlarının oynandığı her yerde, başköşedeydim.   Boğazın mavi sularına karşı saraylarda,  yalılar, konaklar, cumbalı evler, sofalarda tüm İstanbul’un gözdesi olmuştum.
Ünüm tez zaman da  tüm Anadolu’yu da yayılıverdi. En zengin konaklardan en fakir evlere kadar herkesin ağız tadıydım. Bakır cezvelerde kaynatılıp höpürdeterek içilir oldum.  Öyle ki beni içmeden önce ağız bir bardak su ile güzelce durulanır sonra üstüne içilirdim. Niye mi? Tabi ki eşsiz tadım bir başka tat ile karışmasın diye.  
Zamanla hayırlı işlere de vesile ettiler beni. Evlenecek delikanlıların olmazsa olmazı da oldum. Kız görmeye gidenler gelin adayının marifetini benimle sınadılar. Onlar sınar da kız boş durur mu? O da damat beyin sabrını tadıma tuz katarak sınadı elbet. 
Zamanla telvelerimden geleceği okudular ters çevrilmiş kahve fincanından. Kimine umut oldum, kimine hüzün…  
  Öyle hatırım vardı ki kırk sene sürdü. Bir araya gelmek için sebep oldum.
‘’Gönül ne kahve ister ne kahvehane
Gönül muhabbet ister kahve bahane’’ denilse de, bensiz sohbetin tadı olmadı.
Şiirlere, şarkılara konu oldum. Ne mısralar yazdılar şairler adıma.
“Eriği dalda devşir
Kahveyi közde pişir 
Her kahveyi içende
Beni aklına düşür…”
Dünyanın her yerine dağılsam da, envai çeşit pişirme yöntemleriyle tanışsam da, telveli halim sadece Türk’lere nasip oldu. Adıma da Türk Kahvesi denildi,  ünlendi de ünlendi…
Ama gel gör ki Türk Kahvesi olarak en büyük itibarı Mustafa Kemal Atatürk ile yaşadım. Paşa beni pek sever elinden düşürmezdi. Türkiye Cumhuriyetini kurarken fikir adamlarıyla birlikte her toplantıda ben de vardım. Her önemli karara tanıklık ettim. Tanıklık ettikçe hayran kaldım.
30 Ağustos zaferini İzmir sırtlarında ki Bel kahvede benimle kutladı. Ben de bunun üstüne başka zafer tanımam artık…
Kahve tadında kalın…
 
 
 

Bu makale 1384 kez okundu.

Yazarın Diğer Yazıları
Bu Habere Yapılan Yorumlar ( 0 )
08Haber Yazarlar
Sami ÖZÇELİK
Sevil Işık TOPARSLAN
Güner YALÇIN
GÜLDEN TAŞ
www.08haber.com
Anasayfa - Künye - Foto Galeri - Rehber - Üyelik - Ziyaretçi Defteri - BizeYazın - İletişim - Webtv - 08 Röportaj - Haber Slayt - Güncel - Politika - Eğitim - Röportaj - Yaşam - Sağlık - Magazin - Spor - Kültür - Sanat - Çevre - Ekonomi - Teknoloji - 08Tv Canlı Yayın
Copyright © 2009 Tüm Hakları Saklıdır. [All Rights Reserved] 08 Radyo Televizyon Yayıncılık ve Organizasyon A.Ş.'ye aittir.
Dere Mah. Halitpaşa Cad. No:45/2 - ARTVıN - Telefon: (466) 212 68 56 - 212 70 71
E-Posta: radyo08@hotmail.com