07.05.2018
“TAŞOCAĞI BAŞIMIZA ÖRÜLMÜŞ BİR BELADIR!” Çağlayan Vadisi içinde açılması düşünülen taş ocağı” projesine karşı havza köyleri karşı çıkarak dava açtı.

 Dava konusu alanda 04 Mayıs 2018 Cuma günü bilirkişi keşfi yapıldı. Keşif heyeti alanı gezerek davanın avukatı Av. Bedretttin Kalın ve Çağlayan Vadisi ve havza içinde yaşayan köylüleri dinledi.

Keşif heyeti söz konusu alandan ayrıldıktan sonra vadi köylerinden Yağlı Köyü sakinlerinden emekli öğretmen Mahmut Yaşar burada neden taşocağı, HES gibi doğayı telafisi imkansız, anormal şekilde tahrip edecek projelere karşı olduğunu açıkladı. Vadi köyleri adına yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı;
“Çağlayan Vadisi köyleri OBA, TEPEBAŞI, DEMİRCİ, YAĞLI, MADEN, ÇAĞLAYAN VE DEREİÇİ köyleri olarak açmış olduğumuz iptal davasının keşfi öngörülen 4 MAYIS 2018 CUMA günü sabah saatlerinde gerçekleştirilmiştir.
Davacı köy muhtarlıkları ve vatandaşlar olarak, vadimizdeki bu “Taş Ocağı” projesini başımıza örülmüş bir “bela” olarak görüyoruz.
Bizler, keşif heyetine de anlatmaya çalıştığımız gibi, bu projeyi, ÇED de belirtildiği gibi, yöre halkının yararlanacağı, kendi ölçeğinde istihdama ve il ekonomisine katkı sağlayacak bir proje olarak görmüyoruz.
Tam tersine, botanik bahçesine benzer saklı cennet olma özelliğiyle bu proje alanı ve çevresinin, geri dönüşü olmayacak doğa tahribatına ve telafisi mümkün olmayacak çevresel zararlara uğrayacağını ön görüyor ve düşünüyoruz.
BU PROJE VADİNİN ÖLÜM PROJESİDİR!
Gerçektende bu proje, vadideki tüm köylerin, ekili dikili alanların, çayır ve otlakların, arıcılığın, yaylacılığın, ziraatın, tarım ve hayvancılığın, doğal bitki örtüsünün, ormanların, yaban hayatı da dâhil olmak üzere tüm canlıların, kısaca sosyolojik dokusuyla tüm kültürel yaşamın eko sistemiyle birlikte ölümü, öldürülmesi anlamına gelmektedir.
Doğuracağı sonuçlara geçmeden önce bir hususu kamuoyuyla paylaşmak istiyorum;
Projenin varlığı açığa çıkınca tüm muhtarlarımızla durum değerlendirmesi yapmaya çalıştık. Naçizane bilgilendirmelerde bulunduk. ÇED raporunun uyduruk, projenin uygulanamaz olduğuna dair sağolsunlar hem fikir olduk. Ancak Dutlu Köyü Muhtarlığı, kendilerini de birinci derecede olumsuz etkileyecek bu projenin hukuki mücadelesine katılıp destek vermekten her nedense imtina etmiş oldu. İlgisiz kalışının sorumluluğunu Dutlu Köyü halkının takdirlerine havale ediyoruz.
SAĞLIKLI ÇEVREDE YAŞAMA HAKKIMIZ VARDIR
Oysa en doğal ve en kutsal hakkımız olan sağlıklı çevrede yaşama temel hakkımızın korunması, savunulması ve sağlanması gerçek ve tüzel her kişi ve kurumun temel ve öncelikli görevi ve sorumluluğudur diye düşünüyorum.
Bu arada başlatılan hukuk mücadelesine desteğini esirgemeyen tüm yöre halkına, derneklere, Derelerin Kardeşliği Platformuna, siyasi partilere, davaya bizzat destek vermek üzere katılım sağlayan tüm çevre dostlarına, hukuki mücadeleyi tüzel kişilikleriyle üstlenip davayı sahiplenen muhtarlarımıza ve sorunlarımızın sesi yerel basınımızın güzide temsilcilerine candan, yürekten teşekkür ediyorum.
HES BELASINI SAVMAYA ÇALIŞIRKEN BİR DE TAŞ OCAĞI ÇIKTI!
Çağlayan vadisi köyleri olarak, HES belasını henüz başımızdan savmaya çalışırken daha beter sonuçlar doğuracak taş ocağı ve maden işletmeciliği gibi sorunla karşı karşıyayız.
Aslında sorun sadece bizim başımızda değil. Yakın uzak tüm ülkede bu ve benzeri sorunlar ayyuka çıkmış durumda. Doğanın yağma ve talanına dayalı saldırılar her yerde.
Özelimizde bu taş ocağı projesinin sahibi Soner Topçu denen şahıstır. Soner olmaz başkası olur. Sorun şahıs değil. Sorun; içindekileri ve olacakları düşünmeden yağma ve talana dayalı işletmeciliğin dayatılmasındadır.
Çevresel etkilerini ortaya koyan bilimsel raporlara rağmen gözleri paradan başka bir şey görmeyen paragöz işletme sahiplerine kaderimizi teslim etmek istemiyoruz. Etmeyeceğiz. İstihdam ve ekonomiye katkı koca bir yalan olarak kullanılmaktadır. Soner ve Soner gibiler ceplerini şişirecek diye bu ölümcül projelere sessiz kalamayız, kalmamalıyız!..
DEVLET HALKINA ZARAR VERMEZ, VERMEMELİDİR DE!.
Aslında devlet, halkına zarar vermez. Vermemelidir de. Ne var ki yaşadığımız gerçek bunun böyle olmadığını gösteriyor. Yaşam alanlarımızın ve yaşam güvencemizin sağlanması için hukuk yollarına düşerek adaleti sağlamaya çalışıyoruz. Şu keşif için bile 7.500 TL. keşif harcını karşılamak durumunda kaldık. Sair harcamalar hariç. Bu durumu durduk yerde niye yaşayalım.
Vadi köylerinin yaşam alanları ve yaşam hakkı bir işletmecinin kar hırsına nasıl ve niye kurban edilir? Niye böyle şeyler oluyor diye sormayalım mı?  Gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum.
 “BİZ HEM YERLİ HEM MİLLİYİZ, KADİMDEN GELEN YAŞAM KÜLTÜRÜMÜZ VAR.”
Bu vadinin yolu yokken, içme suyu doğrudan kaynaklardan taşımayla karşılanıyorken, elektriği yokken, bu vadinin köylerinde kadimden gelen bir yaşam kültürü vardı. Hani yerli ve milli deniyor ya, yöre halkı kadimden beri buradadır ve yerlidir. Devletine sadakatle bağlılıktan zerre kadar ayrılmamıştır. Devlete ve kuruluş değerlerine bağlı kaldığı gibi asla ve asla asi ve isyankâr da olmamıştır. Olmayacak kadar da milliyiz. Bize ve kültürümüzün devamına tehdit oluşturan bu projelerin hayat bulmaması için hukuka HES konusunda olduğu gibi bu davada da sonuna kadar güveniyoruz. Güvenmek istiyoruz. Zira devletin en temel ve en asli görevi vatandaşlarının sağlıklı çevrede huzur ve güven içerisinde yaşamasını sağlamaktır.
“TAŞ OCAĞI DEYİP GEÇMEYİN.”
Değerli hemşehrilerim, değerli komşular taş ocağı deyip geçmeyin.
Maden Köyü İmamı arkadaşın sorduğu gibi, HES’lere tamam da, taş ocağına niye karşısınız diye düşünmeyin.
Yüzlerce sayfadan oluşan ÇED raporundan, projenin özetini içeren iki sayfasını çıkarıp muhtarlarımıza ve veriyorum. Projeye dair bilgilerin ışığında çevreyi ne tür bir felaketin beklediğini görürsünüz.
 
1. Proje ruhsat alanı yaklaşık yüz hektar. Başlangıç için 28 hektar ön görülmüş.Rezerv tükenene kadar gerekirse süresi uzatılarak işletileceği belirtilmektedir.
2. Volkanik patlamaların sonucu mağmanın soğuyup taşlaşmasıyla oluşan sahadaki kayalıklardan andezit alımı için açık işletme şeklinde patlatmalar yapılacak, patlatmalarla yumuşatılan malzeme kamyonlarla kırma eleme tesisine taşınacaktır.
3. Patlatmaların doğal çevre üzerinde bozucu, yıkıcı ve tahrip edici sonuçları olacak.Üzerindeki canlı yaşamı olumsuz etkilenecek.
4. Sürekli toz bulutları oluşacak. Bitkilerin fotosentezi ölecek,çiçeklerin döllenmesi olmayacak,canlılarda solunum sistemi rahatsızlıkları tetiklenip çoğalacak.Bu toz öyle masum bir toz olmayacak.  Açığa çıkan taş malzeme, moloz, atık pasa ve bunların tozu olacak. Kayaçlarda saklı çeşitli maden minerallerinin açığa çıkmasıyla oluşacak oksidasyon, toz haliyle rüzgarla hava yoluyla civar araziye, toprağa, su kaynaklarına , yağmurun yıkaması yoluyla da dere yatağına ve denizlere kadar toksit etki yaratacak metalik kirlenmeye yol açacaktır.Yavrularıyla birlikte balık ölümleri yaşanacak.Toprak ve su kaynaklarında kirlilik yaşanacaktır.
5.Bu patlatmalar doğal dengeyi, su yollarını bozacağı gibi su yollarını değiştirebilecektir. Kimi su kaynakları kuruyabilecektir. Vadi kültürünün olmazsa olmazı tarım, hayvancılık, ziraat, arıcılık çayır ve otlaklar tümden olumsuz etkileneceği için çiftçiler büyük zararlar görecek ciddi mağduriyetler yaşanacaktır.
Bu patlatmalarla ses ve gürültü kirliliği kaçınılmaz olarak yaşanacak. Kayaç üstü toprak ve bitki örtüsü özellikle orman tahribatı had safhada yaşanacaktır. Şiddetli sarsıntılar deprem etkisi yaratacaktır. Doğal olarak yaban hayatı da dâhil olmak üzere çevre, insan yaşamı için yaşanılabilir olmaktan çıkacaktır. Bütün bu sonuçlar ne hikâye ne de masaldır. Yaşanması kaçınılmaz sonuçlardır.
Bu nedenlerledir ki, Taş Ocaklarının işletme faaliyeti, yerleşim alanlarından tarımsal ve zirai faaliyet alanlarından, ormanlardan, su kaynakları ve yataklarından uzak olarak planlanıp projelendirilmektedir. Bu projede, bu esasların hiç birinin dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır. Karşıtlığımızın nedeni bunlardır.
Unutulmamalıdır ki, insanların yaşam hakkı, onların mücadele gücü kadardır derler. İnsaf ve merhamet mi dediniz? Vahşi kapitalizmin ve sürekli kar etme hırsının kitabında bunlar zaten bulunmamaktadır. Ta ki, paranın yenecek bir nesne olmadığını insanlık öğrenene kadar. Saygılar sunuyorum.”dedi.

Bu haber 597 kez okundu.

Yazan :
Kaynak :

Bu Habere Yapılan Yorumlar ( 0 )
www.08haber.com
Anasayfa - Künye - Foto Galeri - Rehber - Üyelik - Ziyaretçi Defteri - BizeYazın - İletişim - Webtv - 08 Röportaj - Haber Slayt - Güncel - Politika - Eğitim - Röportaj - Yaşam - Sağlık - Magazin - Spor - Kültür - Sanat - Çevre - Ekonomi - Teknoloji - 08Tv Canlı Yayın
Copyright © 2009 Tüm Hakları Saklıdır. [All Rights Reserved] 08 Radyo Televizyon Yayıncılık ve Organizasyon A.Ş.'ye aittir.
Dere Mah. Halitpaşa Cad. No:45/2 - ARTVıN - Telefon: (466) 212 68 56 - 212 70 71
E-Posta: radyo08@hotmail.com