DR. KAMİL AKSU: “BİZ KAZIM KARABEKİRLİ´LER!..”

11.07.2018
DR. KAMİL AKSU: “BİZ KAZIM KARABEKİRLİ´LER!..” “Kazım Karabekir Lisesi” “Artvin Lisesi” Süper Lise” “Baba Lise” Kazım Karabekir Anadolu Lisesi”.. Adı çok kere değişe de değişmeyen tek şey, bu okulun binasında, sınıflarında, temelinde, sıralarında, bahçesinde, kütüphanesinde, tiyatro sahnesinde, binlerce anıların varlığıydı. 9 bin öğrenci mezun etmiş bu hayat ve ilim okulu. Çağdaşlığı, cumhuriyeti, Atatürk’ü, muasır medeniyeti öğretmiş binlere… Doktor, mühendis, mimar, işadamı, eczacı, esnaf, memur, öğretmen kısaca vatan yetiştirmiş vatan yürekli insanlar yetiştirmiş.

 Mertliği, dürüstlüğü, insanlığı öğretmiş. Hır-sıza karşı hır-lı olmayı, yanlışa karşı doğru olmayı öğretmiş bu okul… Delikanlı olmayı,” İklimi sert insanı mert” diye tabir edilen, şimdilerde çok özlenilen Artvinli olabilmeyi öğretmiş bu okul... Yerini değiştirdiler, şehrin dışına attılar, gereksizmiş gibi!.. Sıkıştı betonlar arasına, yeşilin ortasında bir kanser gibi betonlaşan, çarpık kentin içinde hep birlikte öldürdük şehrimizi, okulumuzu, bahçelerimizi, ayva, nar, kirazımızı, Atabarımızı, duz horonumuzu öldürdük...

Kazım Karabekir Lisesi’nin çatısından başlanılan yıkım sonrası çıkan haberleri gören bu okulun mezunları duygularını dile getiren yazılar yazmaya başladı. Bunlardan birisi de Kazım Karabekir Lisesi’nden mezun olup Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olup doktor olan Artvin’in yetiştirdiği değerlerimizden  Dr. Kamil Aksu oldu. Aksu, okulunun yıkışın haberini okuyunca bakın neler yazmış?
“Duydum ki çatından başlamışlar sökmeye ve yıkacakmışlar devamında. Meçhulmüş yerine ne dikecekleri. Oysa biz gençliğimizin ilk adımlarını atmıştık üçüncü sınıf beton bahçende. Bir basket atışı sonrası bırakmıştım sağ yüzük tırnağımın tamamını. Olsun yinede razıydım düşünce kanayan dizlerime. Ne bakışlar bıraktık teneffüs aralarında, arkasından volta attığımız kır menekşesi masumluğunda sevdalı kızlara. Kimler geldi kimler geçti mecburiyet caddesine açılan kapından. Kimler baktı ders arası yarım boyalı pencerenden Genya´nın karlı zirvelerine.
Her pazartesi ve her cuma okurduk İstiklal Marşımızı. Es verirdi önce bir hocamız. Kimimiz köyden gelmiştik, kimimiz kasabadan, kimimiz şehirliydik ama en yüksek tonda okurduk marşımızı hep bir ağızdan. Ve hepimiz eşittik o kara tahtalarda. Hepimiz birdik o vakitler. Yalan yok, dolan yoktu. Mert çocuklardık. Hocalarımız narin ve candan. Bando takımlarımız vardı, mavi beyaz simli üniformalarla. Bayramlar bayram gibiydi. Kimimiz trampet, kimimiz boru çalarken, zilcimiz tek, davulcumuz tek olurdu. Elimde asa, majördüm bir vakitler. Beyaz pantolon beyaz keten papuç.
Sevdiğim kızın kapısından geçerken kimseye çaktırmadan kaldırırdım sağ yumruğumu. Boru çalsın diye arkadaşlar. Oysa biz geçiyormuşuz o vakitler farkında bile olmadan gençlik rüyalarımızdan.
Sonra üçüncü marş. Hatırlar takımdakiler üçüncü marşı. En güzelidir bando marşlarımızın.
Beş para ver. Beş para ver. Beş para yoksa on para ver... Demek yıkıyorlar senide zamanın bizi yıkmaya çalıştığı gibi, tam çatımızdan. Ya anılarımız. Onları yıkmaya gücünüz yetmez ki. Ne iş makinalarınız, ne balyozlarınız yıkamaz... Ruhumuzda kazılıdır her anımız. Çünkü biz KKL´liyiz. Kızlarımız mavi üniforma giyer, erkeklerimiz ütüsü bozuk olsa bile takım elbise. Delik olsa da kunduralarımız, boyalı ve parlaktır her daim. Çünkü caddenin tam karşında Artvin Ekspres´in yanındadır süslü sandıkları ile Koraltalı boyacılarımız.
Bak. Folklor oynuyor zemin katta bizim çocuklar. Beşli Ali Atabarı çalıyor akordion da, duyuyor musun? Yine Türkiye birincisi olacaklar, gıcına seslerinden belli. Kulak kabartmalısınız siz yine de duyabilmek için sesini kahkahalarımızın ve umutlarımızın. Yıkıldı zannettiğiniz o moloz yığınlarının arasına... (Dr. Kamil AKSU. 09.07.2018)

Bu haber 759 kez okundu.

Yazan :
Kaynak :